Böylesi bir çağrıya kayıtsız kalınmaz, ilk fırsatta Ankara’da içilir bir de, sözdür :)
En diye ayırmak zor oluyor ve dönemsel olarak değişebiliyor özellikle şiirler. Ama hiç değişmeyen şairlerim var; Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Gülten Akın gibi.. Eski dönem İsmet Özel şiirlerini çok severim. (60 ve 70 dönemi). Gülten Akın ve Didem Madak var çok sevdiklerimden. Ahmet Erhan’ın son dönem şiirlerini hariç tutarak söylüyorum, çok ayrı bir şairdir o da. Ah Muhsin Ünlü’den söz etmeden olmaz. O tek kitap, epeyce çoktur benim için. Böyle çok isim var ama unutuyorum cevaplarken, bir yandan üzülüyorum da buna. Zarifoğlu var daha. İbrahim Tenekeci var ki acayip bir şair. Ama özellikle benim şairim dediğim, adını hiç unutmayacağım adamlardan biri, şiirinde “Hürriyet okuduğum için özür dilerim” diyen adam Osman Konuk’tur, onun bir şiirinden alıntı yapayım, şiir sorunu da karşılamış olayım.
“işimiz, hünerimiz: gözyaşlarını silmek
bazı kitap yapraklarından koparıp koparıp da
pörsümüş gri pijamayla adi sünger yataklara kapandığında
dansçı kız biblolarının, dansçı ama hareket edemiyor
o bile ağlamaz senle, dene bak
söylemek, işimiz bu.
taklit bir gökyüzünün altında at koşturmak
gerçek bir süvarinin aklını taşıyarak
kolay değil, atlar şampiyon olur, gerisi unutulur
o çirkin, geçkin bakirenin
oyuncak tabancası doldurulur
gözyaşları nasıl ama birincilikle akardı
kötü hissetmek: kimseler, arkadaşlar, herkesler
henüz kusursuz tek saniye düşünemedim
ama tam iki kere, tek saniye eksiksiz
seni sonsuza kadar sevdim ”

I
üç adım var
gebe kaldığından beri annem
babasına kızıp evden kaçtığından beri
kirlete kirlete kullanıyorum birini,
ruhuna küsen akşamlar gibi
kadınların kasıklarında yıkıyor yüzünü
hoyrat,
umarsız,
sakıncalı öykülerin gamzeli gülüşü…
II
üç adım var
gebe kaldığından beri annem;
tanrı fısıldadı birini kulağıma
dedemin öleceği gün
göbeğime yazılmış dualarla
o gün bugündür
kutsal kitabımın ayracı
tutmamış bir loto kağıdı,
dedemse
kimsenin gülmediği bir şaka gibi
yaşıyor hala,
yoksul peygamberler gibi yüzü saklı…
III
üç adım var
gebe kaldığından beri annem
dünyaya uymak üzer diye kahramanları
yürüyorum bir adımın üstünde;
sıra sıra çadırlardan geçiyorum,
kavgaların uğrak yeri çadırlar…
uğultular duyuyorum her yandan…
kulak patlatan eşkıya uğultuları,
hep bir ağız söylenen hürlük şarkıları,
kadınlar görüyorum orada,
is kokulu kadınlar
direngen bir umudu örüyorlar tek-elden…
inançla yürüyorum,
tarihin şen çocuklarının
sabırsız göz kapaklarından miras
kadife tenli zamanlara bin adımla yürüyorum…
Tanınmaz mı hiç :) Yağmurlu bir Kasım sonuydu, nasıl unutulur.. Rakının ve Camel’in (ki Camel hala özel isimdir) özlemiyle, izaha ne gerek..
Bir dayak yemediğim kaldı Elif, ne hayranı :)
Kimseyle görüştüğüm falan da yok epeydir, nasıl bozduysam acaba sinirini. İlginç.
N’apalım? Burada benim analizimi mi yapalım? Çocukluğumdan başlayalım istersen. Karşındaki deri koltuğa uzanıp mı anlatayım, dizlerine yatarak mı?
Ayrıca “böyle” ne demek ki? Hakaret edeceksen de, başka bir şey söyleyeceksen de açıkça yazsana. Zaten kim olduğun falan belli değil, daha neyin gizemini yapıyosun ki.